Bohemian Rhapsody: Ezberleri Bozan Bir Rockstar Film Eleştirisi

18.01.2019 14:41

Time Dergisi’nin 2018’in en iyi 10 filminden biri kabul ettiği ve yapım süreci bol olaylı geçen Bohemian Rhapsody hala sinema salonlarında izleyicileri büyülemeye devam ederken Queen’e ve Freddie Mercury’ye dair bu nostaljik filme biraz daha detaylı bakalım.


Freddie Mercury’yi nasıl bilirsiniz? O dönemi yakalayamayan “millennial”lar için bile cevaplaması çok zor bir soru değil bu aslında. İyi kötü çoğu insanın aklında bir yerlerde kazılı bir Freddie Mercury imajı bulunur. Bıyıklı, atletli, sarı deri montlu bir rock ilahı, inanılmaz derecede aşina olduğumuz müziklerle özdeşleşmiştir. Pepsi’nin 2000’li yılların başında reklam müziği olarak kullandığı We Will Rock You ya da pek çok spor müsabakasında tekrar tekrar çalınan We Are The Champions gibi hitleri duyduğunda kulak kesilip müziği mırıldanmayacak sayılı insan vardır. Peki bunların ötesinde Queen ve Freddie Mercury’ye dair ne biliyoruz? Oscar fısıltılarının şimdiden kulislere yayıldığı Bohemian Rhapsody sayesinde, tarihsel gerçeklik açısından birçok sıkıntısı olan, ancak Mercury’yi ve Queen’i filmin yapımcıları olan diğer Queen üyelerinin tam da istediği şekilde aktaran bir film var elimizde. Zaten Bohemian Rhapsody’de Mercury’nin unutulmaz repliklerinden biri de buydu: “Kim olduğuma ben karar veririm!”. Queen üyeleri Brian May, Roger Taylor ve John Deacon da, yapım şirketleri Queen Films Ltd. aracılığıyla grubun ve Mercury’nin ne ve kim olduğuna kendileri karar vermiş gibi görünüyor. Filmin efsanevi Live Aid konseriyle bitip grubun 1985 sonrası hikayesini anlatmıyor olmasını buna bağlayabiliriz.

 

Senelerdir beklenen Bohemian Rhapsody’nin sinema salonlarına gelişi pek kolay olmadı aslında. Filmde Freddie Mercury’yi canlandıran Mr. Robot yıldızı Rami Malek, grup üyelerinin ilk tercihi değildi. Borat olarak tanıdığımız Sacha Baron Cohen, Mercury’ye olan benzerliğiyle yapımcıların dikkatini çekmiş ve başrol olarak düşünülmüştü. Ne var ki Cohen’le olan görüşmeler kötü gidip de, oyuncunun rolü hiç ciddiye almadığı gibi bir hava oluşunca, fiziksel benzerliği pek olmasa da yeteneğiyle parlayan Malek’in başrol olmasına karar verildi. Ne de iyi oldu! Rami Malek devleşen bir Freddie Mercury performansıyla izleyicilerini kendine hayran bırakmayı başarıyor. Tıpkı ünlü rockstar’ın dinleyicilerini kendine hayran bıraktığı gibi… Filmin esas gündeme oturuşu ise 2017 yılında yönetmen Bryan Singer’ın yapımdan ani bir şekilde ayrılışıyla oldu. Sete zaman zaman habersiz bir şekilde gelmeyen Singer, son olarak üç gün boyunca işe geri dönmeyince, sinirlenen 20th Century Fox yetkilileri çareyi yönetmen koltuğuna Dexter Fletcher’ı oturtmakta buldu. Çekimlerin büyük kısmını bitiren Singer her ne kadar geri dönmek istese de, filmi tamamlayan isim Fletcher oldu. Yine de pek çok tartışmanın ve müzakerenin ardından filmin yönetmeni olarak Bryan Singer’ın imzasını görüyoruz. Fakat kıymet bilen izleyici, Bohemian Rhapsody’yi 2018 yılı içinde izlememizi mümkün kılan Fletcher’a da hakkını teslim edecektir. 

 

Yazının geri kalanı filmle ilgili ipuçları içermektedir.

 

Bohemian Rhapsody, Freddie Mercury’nin daha önce Smile grubunun üyeleri olan Brian May ve Roger Taylor’la tanışmasıyla başlıyor. Heathrow havaalanında çalışan Pakistanlı Farrokh Bulsara, saklayamadığı ateşli ve hırslı bir mizaca sahiptir. Geleneklerine bağlı olan ailesiyle iletişimi oldukça zayıftır ve boş zamanlarında şarkı sözleri yazar. Hayatını değiştiren bir gecede, müzik dinlemek için gittiği bir barda çalan Smile’ın solistsiz kaldığını görür. Yeni solistleri olmayı teklif eder ve Queen grubu böylece doğmuş olur. Queen, basçı John Deacon’ın da katılımıyla İngiltere’de yavaş yavaş tanınırlık kazanırken, solist Farrokh Bulsara ise önceki kimliğinden sıyrılarak rockstar Freddie Mercury’ye dönüşür. Game Of Thrones dizisinde hazine başı Lord Baelish'i canlandıran Aidan Gillen, hayat verdiği menajer John Reid rolüyle bir anda Queen’in karşısına çıkar ve grup için yepyeni bir sayfa açılmış olur. Aidan Gillen, Braavos’un Demir Bankası’ndan aldığı kredilerle bu sefer Yedi Krallık’ı kurtarmak yerine Queen’i turnelere gönderiyor olmalı ki, filmde grubun çok ani bir şekilde dünyayı dolaşmasına ve verdiği konserlerle milyonların sevgilisi olmasına tanıklık ederiz. Kreatif ve deneysel yapıları olan grup üyeleri, sürekli yeni bir şeyler üretmek isterken kaydettikleri altı dakikalık Bohemian Rhapsody şarkısı otoritelerce beğenilmez ve stüdyoları olan EMI’la yollarının ayrılmasına neden olur. Kaderin garip bir cilvesidir ki, Bohemian Rhapsody dinleyicilerin gözdelerinden olmuştur ve günümüzde de filme adını verebilecek ölçüde bir başyapıt kabul edilmektedir. 

 

Queen listelerde zirvelere yükselirken, Mercury de –belki de başarının verdiği özgüvenle- cinsel kimliğinin farkına varmış ve nişanlı olduğu Mary Austin’le ayrılmıştır. Austin’le olan bu ayrılık, grupla arasına bir kara kedi gibi girecek olan Paul Prenter’a yarar. Mercury’nin kişisel asistanı haline gelen Paul, rockstar’ın bütün hayatına etki edecek kararları tek başına verirken grubu da dağılmanın eşiğine getirir. Freddie Mercury’nin Queen’e ara vererek solo albümler yapma kararını vermesinde etkili olan kişi de yine Paul’dür. Grup üyeleri böylesi bir ara fikrine iyi tepki vermez ve bu solo albüm hevesi kendi deyimleriyle “Queen’i öldürmüş” olur. Freddie, Paul ile birlikte solo albümlerini kaydetmek üzere Almanya’ya gider ve burada hastalığının ilk belirtilerini görene kadar çalışmaya devam eder. Queen’in Afrika’daki açlığa son vermek için yapılan dünyanın en büyük yardım organizasyonu Live Aid’de çalması teklifi kendisi Almanya’dayken gelir. Fakat grubun tekrar birleşmesini istemeyen Paul, bu teklifi Freddie’ye iletmez. Live Aid teklifini eski aşkı, yeni arkadaşı Mary’den öğrenen Freddie, Paul’ün işine derhal son vererek grup üyeleriyle yeniden iletişime geçer ve hastalığının bozmaya başladığı sesine rağmen Wembley Stadyumu’nda gerçekleşecek 100.000 kişilik konserde sahne alır. Filmin son 20 dakikası, Live Aid için gerçekleşen bu muhteşem konserin birebir canlandırılmasıyla çekilmiş konser sahnelerinden oluşuyor.

 

Filmin sadece kısa bir özetini okuyan Queen hayranları bile, tarihsel bazı hataların ya da yaşanmamış olayların yaşanmış gibi gösterildiğinin farkına varacaktır. Freddie Mercury’nin gruba katılışının bariz bir şekilde farklı gösterilmesi ya da grup üyelerine AIDS haberinin Live Aid konserinden önce verilmesi gibi… Ancak daha önce de belirttiğimiz gibi, filmin yapımcıları olan Queen üyeleri gerçekleri bu şekilde aksettirmek istemiş. Zaten izlediğimiz filmin bir belgesel olmadığını hatırlayınca, filmi dramatik açıdan daha vurucu yapması için kurgulanan mizansenler çok da göze batmıyor. Dolu dolu geçen iki küsur saat boyunca, Rami Malek’in muhteşem oyunculuğunu izlerken bir yandan da Queen’in unutulmaz şarkılarının akışına kendinizi kaptırıyorsunuz. Film, sıkça vurgulanan “aile olmak” ve “Queen bir ailedir.” temalarının tam da işlenmesi gereken noktada bitiyor. Mercury’nin hastalığının ilerlemesi ve grup üyelerinin yıllarca süren çatışmalarının nihayet son bularak gerçekten de bir aile haline dönüşmeleri Live Aid konserinden sonraki dönemlerde oluyor. Fakat biz bu hüzün ve sevgi dolu yılları, hatta grubun en büyük hitlerinden olan 1991 tarihli Show Must Go On şarkısının yazım sürecini bile göremiyoruz. Bohemian Rhapsody bir Queen filmiyse, Live Aid konseriyle filmi bitirmek pek de doğru olmamış. Fakat bir Freddie Mercury filmi izlediysek, konser sahnelerinde gücünün doruğunda bir rockstar gördük. Belki de bu anlamda filmin finali doğru şekilde yapılmıştır. Mercury’yi doğru canlandırabilmek için aylarca çalışan ve her bir jestini, her bir mimiğini birebir kopyalayan Rami Malek’i tekrar tekrar tebrik etmek gerekir. Bütün bu çalışmanın karşılığı Malek’e En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ı olarak dönecektir diye umuyoruz.

 

İdil Hazal ACAR